Süper Lig ve diğer tüm major liglerde mücadele eden ve kafaya oynayan takımların amaçları elbette ki kendi liglerinde şampiyon olmaktır ancak işin aslı pek de öyle değil.

 

Süper lig de mücadele eden ve her sene şampiyonluk için mücadele eden takımların başında gelen Galatasaray’ın da öncelikli amacı lig de şampiyonluk olsa da, bir takıma saygı duyulmasını sağlayan tek şey Avrupa da ne kadar söz sahibi olduğunuzdur.

 

Bunun örneğini zaten Galatasaray’dan öğrenerek şimdilerde Türk takımlarının ligde şampiyon olmaları hem taraftar açısından hem de camia açısından pek tatmin edici olmuyor; çünkü takımın ekonomisine katkı yapan ve şu anda global anlamda da beklenenden daha da ötelere gitmekte olan futbol ve reklam ilişkisi, Avrupa da olmayı neredeyse şart koşuyor.

 

Türkiye de bildiğiniz gibi ilk kez Avrupa Kupası kazanmış olan takım Galatasaray. 2000’lerde adından sıkça bahsettiren ve yakaladığı altın jenerasyonla da Türk Milli Takımının da Dünya Kupası’nda başarılı olmasını sağlayan kadro, o dönemde bunu fazlasıyla yapmıştı.

 

Önce UEFA Kupası finalinde Kopanhagen’de Arsenal’I penaltılarla geçen Sarı Kırmızılı takım, sonrasında Monaco’da Real Madrid’in elinden de Süper Kupayı alarak adını tarihe altın harflerle yazdırmayı başarmıştı.

 

Tabii sonrasında da Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde üst turlara çıkarak bu grafiğini devam ettirmek istese de gerek mali konulardan gerek oyuncu seçimleri konusunda sınıfta kalınca bir dönem düşüş yaşadı. Bunu da normal olarak değerlendirmemiz gerekiyor, ki bunu sadece Galatasaray değil, Avrupa da mücadele eden diğer Türk takımları da fazlasıyla yaşadılar.

 

Hemen hemen her senen Şampiyonlar Ligi’nde boy gösteren Galatasaray, kadro anlamında belirli bir kaliteye ulaştığı her anda saygı duyulacak bir rakip haline geldi ve devamında da zaten diğer tüm pozitif olgular birbirlerine pozitif olarak devam ettiler.

 

Avrupa da boy gösteren  Galatasaray çok sık teknik direktör değişikliği yaşadığı yıllarda, takım olgusu konusunda ciddi sıkıntılarla boğuşurken, burada da başarılı olma konusunda sıkıntı yaşadı. Bunun en güzel örneğini ise çok yakın bir tarihte yaşadık. Bundan iki sene önce yani Beşiktaş’ın 2 yıl üst üste şampiyon olduğu yıla gelmeden bildiğiniz gibi Galatasaray’ın başında Fatih Terim vardı ve takım hem üst üste 2 yıl şampiyonluk yaşadı hem de Avrupa da yine üst düzey bir başarı sağlayarak çeyrek finale kadar geldi.

 

Unutulmayacak maçlar arasında ise Türk Telekom Arena da oynanan Juventus maçı vardı ve kar nedeniyle yarıda kesilen karşılaşma ertesi gün devam etti. Sneijder’in golüyle Galatasaray, turu geçen taraf olurken, Juventus’ta kupaya veda etmişti ancak sonrasında Sarı Kırmızılı takım diplere doğru inerken Juventus ise Conte yönetiminde yukarılara doğru tırmanmaya başladı.

Avrupa olmak sadece Galatasaray ve diğer takımlara sadece prestij değil, belki milyon euro’lar dökseniz elde edemeyeceğiniz bir reklamı da beraberinde getiriyor.

 

Bunun en büyük nedeni ise mücadele ettiğiniz takımların Avrupa’nın en iyileri olması ve iyilerle oynarsanız ancak o zaman gelişim gösterebilirsiniz. Bunun yanı sıra Avrupa’nın en önemli organizasyonu olan Şampiyonlar Ligi’nin Dünya Kupasından bile daha çok izleniyor olmasının basilica sebeplerinden biri de bu zaten.

 

Tabii burada ki takımlarla mücadele ederken, kadrounuza da o standartlara uygun olan oyuncuları almanız gerekiyor ve bu oyuncuların gelme nedeni de Şampiyonlar Ligi’nde olup olmamanız oluyor. Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde mücadele ettiği yıllara baktığınızda kadro kalitesinin olmadığı yıllara oranla çok daha nitelikli olduğunu göreceksiniz.

 

Ayrıca o dönemlerde Avrupa maçlarında özellikle Galatasaray’ın iç sahada oynadığı karşılaşmalardaki bets10 bahis oranlarına baktığınızda yine bir takımın o an Avrupa da ne ifade ettiğini rahatlıkla anlayabilirsiniz.

 

Bunun yanı sıra sadece oyuncu almakla kalmayıp, alt yapıdan yetiştirdiğiniz ya da yatırım olması için aldığınız oyuncuyu en iyi pazarlama yönteminin de bu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Bunun yine 2000’li yıllarda bize örneğini yaşatan takım olan Galatasaray’da o dönemde kadroda bulunan Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Hakan Şükür gibi isimler sırasıyla Avrupa’ya gitmiş ve o dönemden sonra Türk oyunculara olan ilgi daha da artmıştı.

 

Yani kısacası bir takımın aslında büyüklüğünü belli eden kendi ulusal liginde ne kadar çok kupa kazandığı değil, Avrupa da elde ettiği başarılardır ev bunun böyle olması da çok normaldir.

 

Müzesinde bir UEFA Kupası bir de Süper Kupa bulunan Galatasaray’ı şu ana kadar yakalayan bir takımın olmaması, diğer takımlar için sıkıntı olduğu gibi Galatasaray için de bir prestij durumudur. Sonuçta UEFA Kupası’nın hemen altında kazanan takımların logosu vardır ve Galatasaray’ın her ne kadar uzun zaman önce olsa da orada logosunun olması da yine takımın geleneklerini devam ettiren bir unsurdur.

 

Belki şu anda Avrupa da mücadele eden tek takım olarak Beşiktaş kaldı ve takım oldukça zorlu geçmesini beklediğimiz mücadelede Bayern Münih’e karşı oynayacak ancak Galatasaray’sız bir Şampiyonlar Ligi’nin olmdadığını sadece Galatasaray tutkunları değil, UEFA’nın kendisi söylüyor. Geçenlerde Avrupa’nın en büyük 50 kulübü listesinde, Avrupa da yer alan Türk Takımlarını Sarı Kırmızılı takımın solladığını belirtmemiz gerekiyor. Belki Galatasaray önümüzdeki sezon yeniden Avrupa’nın yolunu tutacak ve sizler de takımınızın sadece ulusal ligdeki mücadelelerini değil Avrupa arenasındaki karşılaşmalarını izlerken bahis tercihlerinizi de ona göre belirleyeceksiniz, ki hem Cim Bom’un hem de diğer takımların Avrupa da ki oynayacakları karşılaşmaların tamamında maçlara dair yorumları bulurken, bir yandan da bahis tercihlerinizi de ona göre belirleyebilirsiniz.